Yorum 0

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama


Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.


YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.


YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.


haydar-colakoglu


YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 


haydar-colakoglu-teb-genel-mudur



Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;


“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.


YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 


Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.


haydar-colakoglu-yolo-turkiye


Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.


Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”


GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.


 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Devamını oku...
Yorum 0

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.

Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.

Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.


Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!



P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 

http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/

Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 1

Yeni Doritos Reklamını Sen Çek, 1 Milyon Dolar Kazanma Şansını Yakala!


2007 yılında Doritos, ABD’deki hayranlarını Amerikan Futbol Ligi’nin sezon finali olan Super Bowl sırasında yayınlanmak üzere kendi Doritos reklam filmlerini çekmeye ve göndermeye davet ederek, kendi Super Bowl fenomenini yarattı. Bu reklamlar, yapan kişinin çektiği şekliyle aynen yayınlandı ve Super Bowl sırasında yayınlanan, tüketicilerin yarattığı ilk reklam filmleri oldu!

Doritos, bu muhteşem organizasyonla sevenlerini 1 Milyon Dolar kazanma şansı ve bunun yanı sıra 1 sene boyunca  Hollywood’daki Universal Pictures Stüdyoları’nda Elizabeth Banks gibi yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya çağırıyor.

Unutulmaz Deneyim 

Bu yıl 9. kez düzenlenen Doritos Crash the Super Bowl’u kazananlar, büyük ödül olarak milyonlarca dolar para ödülü ve hayatlarının sonraki aşamalarında da farklı iş teklifleri aldılar. Örneğin; kendi yaptığı “Fashionista Daddy” reklamıyla 2013 yılında Crash the Super Bowl yarışmasında büyük ödülü kazanan Mark Freiburger, “Transformers 4”ün setinde yönetmen Michael Bay ile birlikte çalışma fırsatı elde etti. Mark, bugün büyük bir yetenek ajansı tarafından temsil ediliyor ve Universal ile FOX gibi dünya çapındaki stüdyoların film projelerinde yer alıyor.

Katılma Sırası Sende

Siz de hazırlayacağınız 30 saniyelik reklam filmini  (sözlü ise İngilizce) www.doritos.com.tr ‘de belirtilen teknik özelliklerle hazırlayıp tüm dünyanın beğenisine sunmak için 9 Kasım 2014’e kadar reklam filminizi çekip, rüya gibi bir iş ve 1 Milyon Dolar sahibi olmak için geri saymaya başlayabilirsiniz!

Katılım koşulları ve tüm detaylar için www.doritos.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 1 Comments
Yorum 0

Size Özel Bir Sigortacınız Olsun İster Miydiniz?

Generali Sigorta’nın reklamlarını bir süredir izliyordum. Önce eğlenceli olması dikkatimi çekti, sonra bir arkadaşım aracı için bildiğim iyi bir sigorta var mı diye sorunca aklıma geldi Generali Ali diye:) Reklamları aklımda kalmış demek ki… Üşenmedim gittim sizin için aradım.



Zorunlu Trafik Sigortası veya kasko için Generali’nin 7/24 Özel Sigorta Danışmanlığı hattı 0850 555 55 55’i veya generali.com.tr den 1 dakikada teklif alabiliyorsunuz. Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alırsanız size kişisel sigorta danışmanı atıyorlar. Bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor. Böylece müşteriler sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor ve telefonda uzun uzun beklemeden işlerini kolayca halledebiliyor. Bildiğiniz size özel bir sigortacınız oluyor:)

Bu arada Generali 1831 yılında İtalya’da kurulmuş ve 150 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyormuş. Tüm dünyada 65 milyonu aşkın müşterisi varmış. Bir sigorta şirketi için oldukça güvenilirler yani.



Bugünlerde Zorunlu Trafik Sigortasında %70’e varan indirimleri varmış. Eğer yakın zamanda zorunlu trafik veya kasko sigortası yaptıracaksanız Generali’den teklif almadan yaptırmayın derim. Teklifler kişiye ve arabaya özel yapıldığı için indirimler de kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bu yüzden teklif alırken yaşınız, arabanızın yakıt türü gibi etmenler de önemli oluyor.

Hemen teklif alıp indirim kazanmak isterseniz, 31 Mart’a kadar generali.com.tr yi ziyaret edin.

1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Yaratıcılık Yolunda

Bumerang Deneyim Günleri kapsamındaki ikinci etkinliğe katılma şansını elde etmiş olmaktan gayet mutlu ve gururluyum. Bugün tadından yenmeyecek derecede zevkli, keyifli, yararlı ve ilgi çekici bir atölye çalışması gerçekleştirdik.
Dialog Anlatım İletişim Kalamış adresinde gerçekleşen etkinlik için ev sahibine ve organizasyonu yapan Bumerang ekibine çok teşekkür ediyorum.
Bu çalışma sayesinde, Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Metin Yavuzoğlu ile kendi içimizde bir yolculuğa çıktık ve aynadan daha ilerisindeki kendimizi gördük. 
Yaklaşık 4 saat süren çalışmada zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Metin Yavuzoğlu'nun pozitif enerjisi, insanı motive eden ses tonu ve dolu dolu konuşmasıyla çalışmamız renklendi.
Eğitmenimiz ilk olarak bize yaratıcılığı nasıl kullandığımızı sorarak başladı. Sonrasında hayatından bir örnekle devam etti ve çok önemli bir kavramla tanıştırdı bizi: "Boşlukla ilişki kurma". Boşlukla ilişki kurma, daha çok küçük çocukların oyunlarında ve pandomimcilerde rastladığımız; hayali nesneleri gerçekmiş gibi göstererek yaşamak ve karşısındakine yaşatmak tekniğine deniyor. Hayal gücümüz olduğu sürece yaratıcı ve inandığımız sürece inandırıcı oluruz dedi Metin Hocamız.
Boşlukla ilişki kurma deneylerimiz bize kendimizi yansıtma şansı verdi ve karşımızdakilere sesimizi kullanmadan bir şeyler anlatmamızı sağladı. Hepimizin ortak sorunu asıl anlatacağımız konuyla ilgili olarak aklımızdakileri tam olarak yansıtamamızdı. Bu bizim ne kadar inandığımızla ilgiliydi. Asıl kaygının onaylanma duygusu olduğunu söyleyen hocamız, en kötü eleştirmenin kendimiz olduğunu belirtti, hatalarımızı görmeye çalışmamamız gerektiğini öğütledi.
Anahtar kelimelerimizden biri "Anı Yaşamak". Dünyaca bilinen ismiyle Carpe Diem felsefesinin aslında iki kelimelik basit bir olgu olmadığını, farkında olmanın ne kadar da önemli olduğunu görmüş olduk. Gerçek hayatta biz neye ne kadar inanıyorsak, karşımızdakini de ona o kadar inandırabiliriz. 
İnsanın hayatında annenin çok önemli olduğunu söyledi eğitmenimiz. Annenin çocuğa ilk "format"ı attığını, eğitim olarak ilk onu annenin şekillendirdiğini bildirdi. Bu ne kadar da doğru bir tespitti. 
Hayatta bulunduğumuz anlarda hep 5N1K kuralını (Ne, Nerede, Ne zaman, Neden, Nasıl ve Kim) uygularsak farkındalığımızın artacağını, anın keyfini çıkarıp daha çok değerini anlayabileceğimizi söyledi.
İnsanın etrafında çevirdiği duvarlarının olduğunu ve bunların bizi kendimizi ifade ederken sınırladığını öğrendik.
Eğitmenimiz satır aralarında bile bizim için o kadar değerli bilgiler verdi ki, bir kısmını not almama rağmen diğer bir kısmını da kaçırmış olabileceğimi düşünüyorum. Günün sonunda sihirli değnekle değişmedim ama artık attığım adımlarda daha dikkatli davranıp anı yakalamaya çalışıyorum.


Devamını oku...
Yorum 1

Fark Yaratma Yolculuğu

Bumerang deneyim günleri etkinliklerinden birine katılma şansını elde eden 20 blogger'dan biri olarak, ilk farkımı yaratmış bulunmaktayım. Bundan sonrası için Ali Poyrazoğlu'na kulak vermem gerekiyordu ve ben de işte bu sebepten dolayı 25.02.2014 akşamı Borusan Oto Dolmabahçe Sahne'de yerimi aldım. Atmosfer itibariyle çok başarılı bir seçim olmuştu. İçeri girer girmez fark yaratan ve sanat dostu olan markanın etkisini hissettim. Kafesinde dinlenirken diğer bloggerlarla da tanışma şansım oldu. Sanal ortamda bildiğimiz veya bilmediğimiz bloggerlarla yüzyüze karşılaşmak çok keyif vericiydi. 
Büyük usta kafeye gelip bizi kendi uslubuyla selamlayarak güldürdü ve hazırlanmak üzere sahneye geçti. Sahne dediğimiz yer butik bir tiyatro aslında. Sandalyelerimiz sahneye doğru çevrilmişti, biz de yerimizi aldık ve heyecanla beklemeye başladık. 
Kulisten beliren Ali Poyrazoğlu sandalyeleri kenara çekmemiz gerektiğini ve egzersiz yaparak fark yaratma yolculuğumuza başlayacağımızı söyledi. Söyleneni yaptık ve ayağa kalkarak hazır bekledik.
İlk yapmamız gereken doğru nefes almayı öğrenmek oldu, sonrasında cenin halinde bile kalp atışlarımız ile başlayan ritme taşıdı bizi ve vücudumuzu dinlememizi, kendimizi daha iyi anlamamızı sağladı bu egzersizle.
Isındıktan sonra asıl konuya geçmeye hazırdık ve ilk çalışmamız hayal gücümüzü başkalarının gözünde yaşanabilir hale getirmekti. Bunun için seçilen 5 kişiden, bir mekanla ilgili nesneleri ardı ardına saymaları istendi. Sonrasında herkes birbirinin cümlelerinden devam ederek bir hikaye anlatmaya çalıştı. Bu egzersizlerde de eksiklerimizin olduğunu gören büyük usta, bizi hayal dünyasına taşıdı ve gözlerimizi kapattık, orada bizzat bulunup geri geldik. 
Cümle aralarında bile o kadar etkileyici sözler ve yararlı öğütler verdi ki, hafızamın hepsini hatırlamasını çok isterdim. Aklımda kalan birkaç konu var, kendince bir özet yapmış zihnim demek ki.
Fark yaratmanın aslında insanın kendine olan yolculuğu olduğunu, bunun bir yol haritası olmadan gerçekleşemeyeceğini söyledi. Hepimizin doğduğunda sanatçı olarak doğduğunu, bazılarının bunu keşfedip yoluna devam ettiğini, bazılarının ise bunu körelttiğini söyledi. Bugünün farklılıkları yarının standartlarıdır derken bize farklı olmaktan korkmamayı, hatta farkı bulmuşken de kaçırmamamız gerektiğini hatırlatmış oldu.
Küçükken tam özgüvenle yarattığımız farkın, önce aileden başlayarak köreldiğini ve bu yüzden yenilik yapmamız gereken durumda yapamadığımızı belirtti. Bunu engellemek adına kendimize sınır koymamamızı öğütledi.
İnsanın fark yaratması kendine meydan okumasıyla gerçekleşir. Rakibinize, arkadaşınıza, iş arkadaşınıza attığınız fark fark değildir. Eğer insan her seferinde kendi kendine meydan okuyup daha iyisini yapabiliyorsa fark yaratan bir birey olmuştur. Bu da benim düne dair sentezim.
Ali Poyrazoğlu'nun bize çalışmayı öğütlemesi, kitaplar önermesi ve samimi tavırları, kendisine bir kez daha hayran kalmamı ve onu bir kez daha alkışlamamı sağladı.
Bu güzel etkinlikten geriye büyük bir tebessüm, yeni organizasyonlar için dört gözle ve heyecanla bekleme, Bumerang ve ekibine müteşekkirlik ve en önemlisi fark yaratma isteği kaldı!



Devamını oku...
Yorum 0

İnsan Yükü Ağırdır Demiştin, Sen Benim Kanatlarımsın..



Babam ve Oğlum, Issız Adam, Dedemin İnsanları gibi filmleriyle büyük ilgi toplayan Çağan Irmak’ın, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği ve eleştirmenlerden tam not alan “Tamam Mıyız?” vizyonda!

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil, her şeyin bir sebebi var.. Tıpkı Temmuz ve İhsan’ın yollarının mucizelerle kesişmesi gibi..




Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır.  Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı  ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Sis

                                         
       Evden alelacele çıktım. Soluk soluğa otobüs durağına geldiğimi görenler işe yetişiyorum sanır, oysa avare yıllarımın tam ortasındayım. O günlerde sık sık Kocamustafapaşa’ya giderdim. Önce Eminönü, sonra Kocamustafapaşa otobüsü. Sanki eski İstanbul’u yeniden keşfetmiş gibiydim. O zamana kadar ne Kocamustafapaşa beni tanırdı, ne ben Kocamustafapaşa’yı!
Eskilerin İstanbul’u şimdikinin onda biri bile değildi. Ninem Eminönü’ne gideceği zaman dedeme “Yarın İstanbul’a alışverişe gideceğim.” Derdi. Bana gelince, oturduğum semti bile tam olarak bilmem. Hele sokak isimlerini hiç aklımda tutamam!
     Otobüsten iner inmez birkaç yüz metre ileride, tarihi evlerin sıralandığı Arnavut kaldırımlı sokakta köhne bir kahvehane vardı. İşletmecisi, müdürü, garsonu, ocakçısı aynı kişi. Başında kasket, omzunda buruşuk, kirli peşkir, üzerinde kolları sıvalı, üstten iki düğmesi açık eski püskü bir gömlek, yüzünde illaki bıyık ve hafif sakal. Kahvecimiz! Mekâna gelince, masalarla sandalyeler eski tarz ve ahşap. Tuvalet çay ocağının hemen arkasında. Kapı var, pencere yok! Amonyak kokusu dışarıya sızmış durumda ve en kötüsü sigara dumanından göz gözü görmüyor.
     O zamanlar briçle kalkıp briçle yatıyor, kulüplerde yarışmalara katılıyorum, hani neredeyse rüyalarıma giriyor. Kocamustafapaşa’lı dostlarım bu konuda hiç fena değiller. İş güç sahibi insanlar, bazıları da üniversite öğrencisi. Her akşam saat 7.00, en geç 8.00 den sonra burada toplanıp bir iki masa oluşturuyoruz. Eve dönüş genellikle gece yarısında sonra!
       Çaylar kahveler içildi, oyun bitti, kritikler yapıldı, hesaplar ödendi, sonunda kalkma saati geldi. Genellikle Vasfi ağabey kardeşi Nusret’le eve dönerken Vosvosuyla beni otobüse yetiştirirdi. Arada sırada oyun uzar, o zaman sağ elini şöyle bir yukarı kaldırıp  “Merak etme, ben seni Aksaray’a bırakırım.” Derdi. Ondan sonrası kolay, Taksim üzerinden ver elini Beşiktaş!
       O gün de diğerlerinden farklı değildi. Beni otobüs durağına bıraktılar. Her zamanki karşılıklı el sallamalar. Onlar yollarına gitti, ben de Eminönü otobüsüne bindim. Otobüs hareket etti, her şey yolunda. Aksaray’a vardık. Pencereden dışarı bakıyorum, Laleli’yi geçince otobüsümüzün önceleri hafif, sonra yoğun bir sisin içine girdiğini fark ettim. İçeride şoför, biletçi, ben ve birkaç yolcu daha var. Beyazıtı geçip Çemberlitaş’a geldiğimizde sis iyice yoğunlaştı. “Neredeyse göz gözü görmez oldu” diye düşünürken birkaç yüz metre ileride adeta kâbusa dönüştü. Sanki eski Skoda otobüsün camlarına beyaz kalın perdeler çekilmiş gibi!
     Şoför otobüsü yavaşlattı ama hala gidiyoruz. Yerimden kalkıp ön kapıya doğru ilerledim. Gördüğüm manzara beni iyice şaşırttı. Şoförümüz vasıtayı kör uçuş yapan pilot gibi önünü görmeden kullanıyordu. Hemen yanımdaki koltuğa çöküp demire sıkı sıkı tutundum. Az sonra bir çatırtı duyuldu ve otobüs zınk diye durdu. Kısa bir sessizlik. Şoför arkaya doğru dönüp “Ben sis geçene kadar burada kalıyorum, siz de kalabilirsiniz, ya da nasıl isterseniz.” Dedi.
     Herkes otobüsten inip dört bir yana dağıldı. Çaresiz, ben de indim. Göz gözü görmüyor! Otobüse tutuna tutuna önünden döndüm, derken ayağım bir şeye takıldı. Eğilip yokladım; kaldırım! Sol elimle otobüsü bırakmamaya çalışıyorum. O arada ön tekerleklerin kaldırımın üzerinde olduğunu hissettim. Tahmini olarak yön tayinine çalıştım. “Burası kesinlikle adliyeye giden yol, ama yolun girişi. Şoför farkında olmaksızın direksiyonu hafif sağa kırıp bu yola girmiş olmalı. Sonra yolu tam dönemediği için kaldırıma çıkıp birkaç metre de burada gitti.” Diye düşündüm. Sağ taraf adliyeye gidiyor, yolun solunu takip edip kaldırımdan kesinlikle inmemeliyim. Elimi otobüsten çekip Topkapı sarayına doğru hafif meyille inen yola kendimi bıraktım. Bir karış ileriyi görmek mümkün değil. Başımı eğdiğimde, bırakın ayaklarımı, belden aşağımı göremiyorum. Arkama döndüm, otobüs filan çoktan kaybolmuş. Yüreğimin sıkıştığını hissettim. İçimi nefessiz kalır mıyım endişesi sardı. Sonra olur mu öyle şey deyip, kendimi toparladım. Düşünmem gereken bu değil! Bir süre sonra kaldırım bitecek. Düz gidersem Topkapı sarayının kapısına yönelir ve iyice kaybolurum. Eski anılarımdaki tramvay ve troleybüs hatlarını düşünüp yoldaki kavisi hatırlamaya çalıştım. Dönüş oldukça sert, sanırım L harfi şeklindeydi. Bir yandan yürüyor, bir yandan da hafızamı zorluyordum. O güne kadar yüreğimin bu denli daraldığını hiç hatırlamıyorum.
       Ansızın tökezledim, ama düşmeden kendimi toparladım. Hafif sola doğru körlemesine yürümeye başladım. Bir dakika mı, on beş dakika mı, ne kadar yürüdüğümü şimdi hatırlamıyorum. Avuçlarım gövdemden ileride yürürken ayaklarım yeniden bir engele takıldı. Eğilip dokundum; kaldırım! İçimden “Eğer aşağıya doğru gidiyorsa doğru yoldayım. Kaldırımı bırakmak yok. Biraz yürüyeyim, sonra hafif sağa yönelip duvarı yakaladım mı ver elini Gülhane parkı. Acele işim yok! Tek amacım bir an evvel kendimi Sirkeci garına atmak. Orada güvende olurum.” Diye düşünürken sağ elim duvara değdi. Bu iyi! Aman sakın bırakma. Parmaklarımın ucuyla hafifçe duvara dokunurken, sol elimi ileriye uzatmış kendimi korumaya çalışıyorum. Adım atmıyor, ayaklarımı adeta sürüklüyorum. Bu kaldırım da bitti. Şimdi buradan dümdüz gidip aslan veya kurt kafesine girersem! Aman çocuk, sakın yanlışlıkla Gülhane parkından içeri dalma! Neyse ki hala gülebiliyorum. Bir yandan da rotamı hafiften sola çevirip parkın öbür tarafındaki kale duvarını bulmaya çalışıyorum. Keskin dönüş yapmak yok. Sonunda kaldırımı ve kale duvarını bulup adeta karış karış ilerleyerek yola devam ediyorum. Sessizlik şu anda bana sisten daha yoğunmuş gibi geliyor. Sanki yere bir yaprak düşse duyulacak. Korkutucu! O gece yalnızlığın sadece manevi değil, maddi tarafını da tanıdım. Yol öylece devam etti. Sokak aralarına hiç sapmadan dosdoğru giderek yolu bitirdim. Yüzlerce, belki de binlerce defa geçtiğim yolun krokisi elimde değil ama beynimde. Burası kesinlikle Sirkeci Meydanı. Sağa dönersem belki Sirkeci garının ışıklarını görebilirim. Evet, ışıkları hayal meyal fark ettim ve oraya doğru yöneldim.
       İstasyona girdiğimde derin bir nefes aldım. Oh, kurtuldum! İçeride hayat hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Ama sanırım buraya sığınmış birkaç kişi daha var. Pencereden dışarıya bakan bir adama yaklaştım. Dönünce göz göze geldik.
      —Biraz açıldı galiba.
      —Evet, Sultanahmet’ten geliyorum.
      —Oralar nasıl?
      —Sorma, duvarlara tutuna tutuna geldim. Otobüs Sultanahmet’te kaldırıma çıktı.
      —…
      —Dahası da var. Belden aşağımı göremiyordum. Yola alışkın olmasam kim bilir nerelerde kaybolmuştum.
      —Böylesini ben de ilk defa görüyorum. Yolculuk ne tarafa?
      —Gidebilirsem Beşiktaşa!
       Çıksam mı, çıkmasam mı diye tereddüt ettim. Sonra hiçbir şey söylemeden kapıya yönelip sağ tarafa, denize doğru yürümeye başladım. Görüş mesafesi çok kısıtlı. Ancak yolu ve biraz önümü görebiliyorum. Sahile vardım, varacağım derken sis tekrar artmaya başladı. İçimi yeniden bir korku sardı. Ya göremez de denize düşersem! En iyisi hafif sola dönüp Eminönü istikametine doğru yürümek. Yani biraz sola, biraz sağa. Bir süre sonra az ilerimde kıyıya vuran dalgaların sesini duydum. Bu taraftan! Sesin geldiği yöne doğru dikkatlice birkaç adım attığımda rıhtımı hayal meyal seçebildim. Acaba köprüye yakın mıyım? Tekrar yeni bir sis bulutunun içine girdim. Nerede bu köprü? Otuz kırk metre yakınımda, bundan eminim ama nerede? Onu bulursam korkularımı ve yalnızlığımı gidermiş olacağım. Birdenbire elim bir şeye değdi: korkuluk! Hemen yakaladım! Eh, gerisi kolay diye düşündüm. Çok rahatlamıştım. Artık tutuna tutuna giderim.
     Karaköy iskelesine yaklaşırken sis biraz azaldı. Beş on metre önümü görmeye başladım. En iyisi burada bir süre mola vermek. İçeride fazla kalabalık yok. Birkaç kişi dışarı bakıyor. İçlerinden biri “Merhaba” dedi ve hiç beklemeden söze girdi:
      —Nereden geliyorsun? Sis nasıl?
      —Sultanahmet’ten. Bir ara belden aşağımı göremez oldum. Korktum, nefes alamayacağımı sandım!
      —Biz de burada kaldık. Diğer adam,
      —Yolculuk ne tarafa?
      —Beşiktaş’a. Siz nereye?
      —Gidebilirsem Taksim’e.
Bu sözden beraber olmadıklarını anladım. Onlar da benim gibi tesadüfen oradalar. Burası istasyon kadar geniş ve ferah değil. Orada fazla beklemedim, burada hiç kalamam. Adamlara “hoşça kalın” deyip kapıya yöneldiğimde Taksim’e gideceğini söyleyen adam:
      —Arkadaş, bekle ben de geliyorum.
      —Tamam.
       Sis yoğundu ama önceki kadar değil. Beraberce yürümeye başladık. Derken Dış Hatlar yolcu salonuna yöneldik. Adam eliyle ileriyi işaret edip:
      —Gene buhar kazanına giriyoruz!
      —Evet, çok yoğun.
       Sultanahmet’te ve Eminönü’nde karşılaştığım sisin bir benzerine daha daldık. Birbirimizi kaybetmemek için adeta omuz omuza gidiyoruz. Fakat birden yol arkadaşım hafifçe sendeleyip durdu.
      —Ayağım bir şeye takıldı!
Kaldırımın kenarında duran taşı almak için eğildiğinde birkaç adım daha ilerledim. Sonra durdum.
      —Niye aldın o taşı?
      —Burası çok ıssız. Az ileride göz gözü görmüyor. Ne olur ne olmaz!
Doğrusu ben az ilerideki tehditten çok, ardımda yürüyen adamın elindeki taştan ikirciklendim.
      —Haklısın. En iyisi sen öne geç!
Yol arkadaşım ister istemez öne geçti, ben de bir adım arkasında. Önce adımlarımı yavaşlattım. Sonra birkaç dakika olduğum yerde durdum. Böylece arayı mümkün olduğu kadar açtım. Adam yoğun sis içinde gözden kaybolup gitti. Gene sis bastırmıştı. Küçük adımlarla, ayaklarımı sürüye sürüye yürürken zemindeki kaldırım taşlarını hissetmeye çalışıyorum. Biliyorum ki taşların asfalta dönüştüğü yerde ana yola çıkmış olacağım.
       Öyle de oldu. Ansızın arkamdan gelen korna sesiyle irkildim. Geriye dönüp baktığımda havada oturuyormuş gibi görünen bir adamın bana doğru yaklaştığını hayretle gördüm. Hemen sisin içinden çıkan iki far ve bir tampon. Ardından eski model Plymouth araba. Adam kaputa oturmuş, ayaklarını tampona dayamış, eliyle işaret edip şoföre “gel gel” diye talimat veriyor. Otomobil tam önüme geldiğinde, pencereden başını dışarı çıkaran yolcuya  “Beşiktaş” diye seslendim. Adam arkayı işaret ederek:
      —Atla! Dedi.
Tereddüt etmeden kapıyı açıp kendimi arka koltuğa attım.
      —Hay Allah razı olsun! Bu ne yahu?
      —Vallahi biz de şaşırdık. Böyle bir şeyi ilk defa görüyoruz.
Kabataş’a doğru sis inceldi. Şoför arabayı durdurdu, başını pencereden çıkarıp kaputun üstünde oturan adama:
      —Artık görüyorum, sen içeri gir de hızlanalım. Dedi.
Kapıyı açıp yanıma oturdu. Şaşkınlığını hala üzerinden atamadığı belliydi. Arabadan Beşiktaş’ta inip eski tramvay caddesinden karşıya geçerek çarşı içine girdim. İnanılmaz! Burada sisten eser yok!
     Sabah uyanınca önceki akşam yaşadıklarımın gerçek mi yoksa rüya mı olduğunu düşündüm. Kahvaltı ederken gazetenin sayfalarını merakla çevirip sisle ilgili tek bir satır bile göremeyince, öylece kala kaldım.
Devamını oku...
posted under , , | 0 Comments
Yorum 0

Pink Floyd'un kurucusu Roger Waters İstanbul'da, davetiye kazanma şansı Hürriyet Dünyası'nda!

Sizlere harika bir haberim var!

Şimdiye kadar yapılmış en büyük sahne gösterisi ile İstanbul’da 4 Ağustos akşamı hayranlarıyla buluşmaya hazırlanan ‘The Wall’ dev prodüksiyonu, izleyenlere unutamayacakları saatler yaşatacak görsel şovları ve tabii ki efsanevi müzisyen Roger Waters’ın adeta marş haline gelmiş parçaları ile İTÜ Stadyumu’nda olacak.



Pink Floyd’un kurucusu Roger Waters’ın albümleri ile aynı adı taşıyan ve konserde tüm ‘The Wall’ albümünün muazzam bir şölen ile gerçekleştireceği konser için şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir sahne ve Berlin duvarını temsil eden 110 metrelik bir duvar kurulacak. Roger Waters turneye adını veren o meşhur duvarı İstanbul’da 199. kez yıkacak. Daha önce benzeri görülmemiş özel efektlerle donatılmış duvarın gölgesinde ise  ‘’Another Brick in The Wall’ parçasını sürpriz bir ekip Roger Waters ile seslendirecek.


Şarkıları kadar görsel şovları, ışık sistemi ve seyircisini adeta şaşkına çevirecek daha bir çok sürprizi içinde barındıran konser için 140 tonluk prodüksiyon malzemesi İstanbul’a 75 tırla gelecek.

Şimdiden görmek için sabırsızlandığım bu eşsiz organizasyona katılmak için tek yapmanız gereken 30 Temmuz’a kadar www.hurriyetdunyasi.com adresine üye olmak/giriş yapmak. Başvuran her 100. kişiye olmak üzere, toplamda 5 kişiye çift kişilik davetiye hediye ediliyor.



Siz de benim gibi “Böyle konser bir daha gelmez” diyorsanız elinizi çabuk tutun ve hemen Hürriyet Dünyası’na tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Hani Facebook'ta iş yoktu?

Yenibiris.com’un yeni uygulamasını duydunuz mu? Facebook profiliniz üzerinden bir tıkla bağlanacağınız insankaynaklari.com, profesyonel iş ağı oluşturarak size en uygun işi, en kısa sürede sunmakla görevli!

Facebook, sizin de dahil olduğunuz, 32 milyon kişinin üye olduğu geniş bir sosyal ağ! Bu sosyal ağda arkadaşlarınız, arkadaş olmak istedikleriniz, çalışmak için hayalini kurduğunuz şirketler de var! Peki çalışmak istediğiniz şirketlere tek tıkla ulaşmak istemez misiniz?



Biliyorsunuz iş bulmak isteyenler için en önemlisi, çalışmak istedikleri şirketlerdeki kişilerle nasıl bağlantı kuracaklarıdır… İnsankaynaklari.com sayesinde Facebook profilinizden istediğiniz bilgilerle oluşturduğunuz profilinizle çalışmak istediğiniz şirketlere “şimdi başvur”u tıklayarak iş başvurusu yapabilirsiniz. Diyelim ki çalışmak istediğiniz şirkette bir arkadaşınız çalışıyor. Onun aracılığıyla ulaşmak istediğiniz kişiye “Tanıştırılma talebi” yollayabilir, birinci ve ikinci dereceden bağlantınızın yardımıyla işi siz alabilirsiniz! Bağlantılarınızdan referans ve rozet talep ederek profilinizi sahip olduğunuz özelliklerle donatabilirsiniz. Tamamen ücretsiz bir uygulama olan insankaynaklari.com hem işveren hem de iş arayanlar için yepyeni fırsatlar sunuyor! Siz de insankaynaklari.com’a gelin, size en uygun işi kolaylıkla bulun. İnsankaynaklari.com ile iş bulmak artık daha kolay!

www.insankaynaklari.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 1

Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet


Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.

 Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama. Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip. Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz. Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor



Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.


Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.


Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.


Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Red Bull SoundClash Kanatlandırmaya Geliyor

2006’dan bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde, o ülkenin ünlü gruplarını çarpıştıran Red Bull SoundClash, Türkiye ayağını 14 Aralık 2012’de Küçükçiftlik Park’ta gerçekleştiriyor. Bir tarafta Ska’nın ustası Athena, bir tarafta Alternatif Rock müziğin devi MaNga, sizi müthiş bir müzik şölenine davet ediyor.


SoundClash’te 2 grup için 2 sahne kuruluyor, 4 raunt sürecek olan çarpışmanın sonunda sadece en iyi olan kazanıyor. İlk raunt “Cover Raundu”. Gruplar önceden birlikte karar verdikleri ünlü bir şarkıyı kendi tarzlarında yorumluyor. İkinci raunt olan “Devralma Raundu”nda bir grubun çalmaya başladığı şarkıya diğer grup devam ediyor. Üçüncü raund ise “SoundClash”. Gruplar kendi şarkılarını 3 farklı türde söyleyerek kendilerini gösteriyorlar. Her tarza hakim olmak önemli! Ve son müzikal raunt, “Joker Raundu”. Gruplar o ana kadar gizli tuttukları konuk sanatçılarını sahneye çağırarak son numaralarını yapıyorlar.

Heyecanı doruklarda yaşayacağınız soluksuz bir müzik çarpışması sizi bekliyor.

Konuşmaya dahil olmak için: #rbsoundclash’i takip edebilirsiniz.

http://www.biletix.com/etkinlik/NRDB1/ISTANBUL/tr
http://www.redbull.com.tr

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Bond Hızında Telefon!


Sony™ Xperia akıllı telefon serisinin en yeni modeli Xperia™ ion, Ekim ayında Avrupa ile aynı anda Türkiye’de satışa sunuldu. Türkiye’de 2 Kasım’da vizyona giren Skyfall filmiyle lanse edilen Xperia Bond serisi üyesi Xperia™ ion, 42 mbps’ye çıkabilen mobil internet hızıyla dikkatleri üstüne çekiyor. Türkiye’de ulaşılabilecek en yüksek mobil internet hızını sunan Xperia™ ion, akıllı telefon kullanıcıları için fark yaratan bir deneyim sunuyor.

4,6 inçlik Mobil Bravia Engine teknolojisine sahip HD (720p) ekranıyla film izleme keyfini üst seviyeye taşıyan Xperia™ ion, entegre Fizy müzik uygulaması ile sınırsız müzik deneyimi sunuyor. 12.1 MP kamerası ile profesyonel fotoğraf makinelerine taş çıkaran Xperia™ ion, Full HD (1080p) video çekim özelliğine de sahip.


Xperia™ ion bağlantı özellikleriyle de fark yaratıyor. DLNA, MHL veya HDMI bağlantısı ile televizyon, dizüstü bilgisayar ve tablet ile anında bağlantı kurup, resim ve videolarınızı büyük ekranda yüksek kalitede görüntüleyebilirsiniz.

Avrupa’nın en prestijli tasarım ödülü olan 2012 Red Dot Tasarım Ödülü’nün de sahibi olan Sony Xperia™ ion James Bond’a yakışır teknolojik özellikleri şık bir tasarımla birlikte sunuyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Bumerang Ödülleri 2012 Başlıyor!






20 bine ulaşan üye sayısıyla Türkiye’nin en kapsamlı, özgün ve kaliteli içeriklerini buluşturan Bumerang üyelerini ödüllendiriyor.
Yarışmacılar En Tarz Blog, En Çalışkan Blog, En Sosyal Blog, En Bilge Forum, En iyi Yerel Site ve En Uyumlu Site kategorilerinde yarışacak.
29 Kasım Perşembe günü yapılacak ödül töreninde en çok oy toplayan 10 site jürinin belirleyeceği 3′er finalist ile ödüllerini kazanacaklar.
Yarışmada ödül olarak kategori finalistleri birer Yeni iPad, sponsor süpriz ödülleri ve geniş kapsamlı basın duyuruları bekliyor.
Yonca'nın blogu "En Tarz Blog" kategorisinde Bumerang Ödüllerine başvurdu.
Tüm ziyaretçilerimizden desteklerini bekliyoruz.
Oy Vermek İçin Yapmanız Gerekenler:

1) Aşağıda ki OY VER butonuna basın…
Bumerang Ödülleri Oy Ver!

2) Açılan sayfada Cep telefonunuz yazan alana cep telefon numaranızı yazıp telefonunuza gelen doğrulama kodunu Doğrulama Kodu alanına girin
3) Son olarak OY VER butonuna basın.

Not: Doğrulama kodu talebi tamamen ÜCRETSİZDİR.
Devamını oku...
Yorum 0

Bond, Sony ile İstihbarat Topluyor!


23. macerasına çıkan James Bond’un yeni filmi “Skyfall”, 2 Kasım’da vizyona giriyor. Bu sefer MI6 saldırı altında ve James Bond hem arkadaşlarını korumak, hem de M’e olan sadakatini kanıtlamak zorunda. Sen de gerçek bir Bond hayranıysan, Sony’nin sürükleyici sosyal medya oyunu “AjanS” bir hayli ilgini çekecek.

Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun ilk görevini dün verdi. Bond’un zihni sinir alet edevatları olmadan sıkıntıya düşeceğini düşünen Sony, “4 ekran ile Bond’a yardım et” görevini açıkladı. Q’nun verdiği görevde 4 ekran olarak TV – Tablet – Akıllı Telefon ve Laptop düşünülmüş. Bu 4 ekranın nasıl kullanılacağı da kullanıcılara bırakılıyor.



Q’nun sorusu ise şu şekilde:

“Eğer sen olsan, bu 4 ekrandan hangisini seçerdin ve o ekrana hangi özelliği eklerdin?”

Sen de bir ekran seç, farklı ve Bond’un işine yarayacak bir özelliği Twitter’da #M1benyaptım hashtag’i ekleyerek paylaş. En çok retweet edilen ve Sony jurisi tarafından seçilen fikirlerin sahipleri, Bond’un güvendiği Sony Xperia Tablet S, Gala Gecesi davetiyesi ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti kazanacak.

Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek zihni sinir bir yanın var mı?

Yeni görevleri öğrenmek için, #AjanS hashtag’ini takibe devam et.

https://www.facebook.com/SonyTR
https://twitter.com/Sony_Turkiye #AjanS #M1benyaptım

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

Antalya'da Jaws Görüldü

Geçtiğimiz günlerde Antalya Konyaaltı Plajı'nda kurduğu açık hava sinemasında, 150 şanslı gencturkcell'liye deniz üzerinde Jaws filmi gösterimi yapan gnçtrkcll, organizasyonun başarıya ulaşması üzerine yeni arayışlara yöneldi. Gelen istekler doğrultusunda, bir sonraki gösterim için Rambo filmi üzerinde duran gencturkcell yetkilileri, açık hava sinemasını bu sefer Isparta Dağ Komando Okulu'nda düzenlemek için kolları sıvamış durumda.

"Atmosfer önemli"

Yeni projeleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmek için basın mensuplarının karşısına çıkan gencturkcell etkinlik temsilcisi Mehmet Ali, Antalya'daki organizasyon için gelen olumlu tepkilerin kendilerini bu tip organizasyonları çoğaltmaya ittiğini belirtti. Filmlerin gerçeğe yakın atmosferde izlenmesinin seyirciler için 3 boyutlu sinemadan bile daha etkili olduğunu vurgulayan Mehmet Ali, "Jaws gösterimin ardından çok sayıda mail aldık. Top Gun filmini Hava Harp Okulu’nda, Batman filmini Batman ilimizde hatta Yüzüklerin Efendisi'ni Orta Dünya'da izlemek isteyen pek çok üyemiz oldu. Ancak biz en sonunda Rambo'da ve Isparta Dağ Komando Okulu'nda karar kıldık" diyerek, karar alma sürecinde yaşadıklarını özetledi.

 

Filme katılım şartları

Dağ Komando Okulun'da Rambo'yu izleme fırsatını yakalamak için üyelerin bazı şartları da yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Ali, "Amacımız film gösterimi sırasında herkesin Rambo'nun neler yaşadığını en iyi biçimde hissetmesi" derken, katılım koşulları hakkında şu bilgileri verdi "Isparta'ya gelmek isteyen gencturkcelli arkadaşlarımız, öncelikle tam teşekküllü bir hastaneden alacakları 'askerliğe elverişlidir' raporu ile en yakın askerlik şubesine kayıt yaptırmak zorundalar. Ardından da 2 aylık bir eğitimden geçirilerek her türlü şartta film izleyebilir hale gelecekler. Umuyoruz ki, hepsi aslanlar gibi gelip filmlerini izleyip sağ salim evlerine dönecekler..."

“Devrecilik yok…”

Son olarak, organizasyonda kesinlikle devrecilik diye bir şeye yer olmadığını sözlerine ekleyen Mehmet Ali, "Bizde devrecilik yok, sıracılık vardır. Kim kampanyadan faydalanmak için daha önce sms atarsa, gelir paşalar gibi filmini izler" şeklindeki sözleriyle Rambo izlemek isteyenlere önemli mesajlar verdi.

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Yorumcular

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Popüler Yayınlar

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

Olikia diyor ki...